Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Anne ben iyiyim merak etme..:D

İnsanlar toplanmış. Bir olay var belli. Fakat ne? O kadar sıkışık ki... Ne olduğuna bakmak için baya itip kakmam gerekecek. O zahmete değer mi acaba? Malum belki bu kadar adam oturmuş iş makinası seyrediyordur. Gözüme ilk çarpana sordum. Güzel bir şey varsa ben de ön taraflarda yerimi edineyim. O da bilmiyormuş. İnsan kalabalığı o kadar fazla ki en arka tarafa olay ile ilgili bilgi ulaşamamış. Arkadaki birkaç sırayı atlattıktan sonra nihayet intahar etmek üzere olan birinin atlamasını beklediğimiz kesinleşiyor. Öne doğru ilerlerken hala atlamayana, beklemekten yorulmuş sitemler duyuyorum. Hemen çevrelerindeki küçük öbekler tarafından susturuluyorlar. Topluluk kısım kısım ölüm istiyor. Kendilerine sunulan adağı ritüelin bitmesini sabredemeden istiyor. Ama bu mistik havanın bozulmasını istemeyenler daha çoğunlukta... Öndeyim. Kırk, kırkbeş yaşlarında bir kadın. Mavi bir elbise giymiş. Saçları, makyajı tam. Sanki bu gün için hazırlanmış bir özen var üstünde. Bilinçli bir son olaca...

Kapı

Birisi duvara kapı çizmiş. Baya alelade bir kapı ya. Yani pekte güzel yapamamış aslında. Dayanıklı baya ama baya da biçimsiz hani. Gerçi duvarı kapı yapmakta zor iş şimdi. Olur o kadar. Nereye açılıyor acaba? Araba kapısı değil gibi pek. Bir direksiyona açılmıyordur herhalde. Hmm. İçeride pisuvarın bulunup bulunmadığını belirten bir ibare de yok üstünde. Umumi tuvalet kapısı da değil o zaman. Ev kapısı olsa gerek bu. Evet ya kesinlikle ev. Kim yaşıyordur ki içeride? Bu alelade kapının arkasındaki bir öğrenci olabilir mesela ya da birkaç öğrenci. Bir teyze belki. Bu kapı çizilene kadar bir kapıya ihtiyacı olmamış biri ya da. Yalnız ve mutlu, veya yalnız ve mutsuz... Çalsam açan olur mu ki? Yok ya olmaz herhalde. Saçmalama oğlum duvara çizilmiş. Gerçek bir kapı bile değil. Duvar o be duvar. Gerçi zaten sabahın bu saatinde benim kapımı çalsalar ben de açmam. Sahi saat kaçtı ? Zili de yok. Ben de bir zil yapayım o zaman şuraya. Duvardan zil yapmak kolay neyse ki. Hele bir...

(0)(=)

-Efendim merhabalar. Öncelikle bu sergi için çok teşekkür ederiz. Çok uzatmadan söze girmek istiyorum. Bu serginizde özellikle izlenimcilik sonrası eserlere yer vermiş olmanızın sebebini öğrenebilir miyiz? -Şimdi kim ne derse desin ben izlenimcilik sonrası değil, gerçekçilik temelli eserler verdim. Sanat hayatımın her anı da böyle oldu. Valla ben gördüğümü çiziyorum arkadaş. Bunca sene kimseyi de inandıramadım. Bence hepsi gerçekçi bu tabloların. Biri çıkıyor bakıyor benim eserlere post impresyonist diyor, biri çıkıyor kübist diyor, biri çıkıyor yok soyut dışa vurumcu bunlar diyor. Ya inanır mısın sandalye çizdim. Biri çıktı basit bir süprematist ''Black Squer'' kopyası dedi ya. El insaf be. Toplum beni anlamıyor arkadaş. Ne anlatmaya çalıştıysam şimdiye kadar bir kere olsun karşı tarafa geçmedi. -Anlıyorum. Peki sergilerinizde fiziki ortamın genelde eserlerin tamamını sergilemeye yetecek büyüklükte olmadığı dikkat çekiyor. Küratörlerin bu konuyla ilgili bir al...

#1

-Buzlar eridi. Kardanadamlar havuçlarını bırakıp kaçtılar. Tüm dışarısı yeniden renklendi. Artık kırmızı da var caddede yeşil de. İnsanlar tekrar, renkler tekrar, kokular tekrar... İşte o kokulardan bir tanesi.. Yine... En güzeli. Hala sarılmak istiyorum o kokuya...  Arkadaş olmak için çok fazla, sevgili olmak içinse çok azdı. Garson boy bir ilişki diyelim. Ekrandan kafamı kaldırıp soruyorum: -Nasıl olmuş? Mehmet karşımda gülümseyerek: -İyi giriş abi bence. Umarım güzel bir roman olur. ''Bakalım.'' diyorum. -Daktilosuz yazar mı olur oğlum yalnız. Sana bir de fular ve pipo lazım. -Bilgisayar ve buff var bende. Çizgimi bozamam valla. Hem pipo ne ya... ''Sen sigara içmiyordun değil mi? Geri kalanlar hadi çok kritik değil, ama tütün konusuna odaklanabiliriz bence bu noktada. Şu an bir sigarayı arzuluyorum valla.'' diyor Mehmet ve cebinden tabakasını çıkartıyor. ''Al bir tane. Bugün pipolu yazarlığına ilk adımını atıyorsun.'...

2423432

-Senin adın neydi ya? Bir adın vardı senin de. Evet ya vardı. Bendeki de laf... Her insan gibi senin de bir adın var tabiki. Olmalı yani.  Gerçi olmayanı da var evet. Unknown Artist var benim tanıdığım mesela. Ben cok fazla parcasini dinledim bu arada bunun. Cok guzel degistirebiliyor sesini. Bazen kadin. Bazen erkek. Bazense piyano.  Bazı arkadaşlarım onların aynı isimli farklı insanlar olduğunu söylüyor. Olamaz bence. Adı unknown artist olan herkes müzisyen mi yani şimdi. Bir meslek grubunu komple kapatmışlar o zaman. Müzisyen olmayıp unknown arist olan yok mu yani hiç? Gerçekçi değil.  Gerçi bir amca Anonim diye birinden bahsetti geçenlerde. Söylediğine göre bunlar aynı adamlarmış. Takma ad kullanıyorlarmış yptıkları işe göre. Unknown Trtist'i ecnebi işi yapıyorsa kullanıyormuş dediğine göre. Ama sen onlardan değilsin. Senin sesin daha farkli. Sey gibi sanki sey.. -Ayşe. -Heh. Evet Ayşe.

1000111

Saatleri bir saat ileri aldılar. Şimdi kayıp 1 saatimiz var. Biraz daha fazla çalışmalıyız o zorla kaybettirilen saatin açığını kapatmak için. Biraz daha çabalamalı, biraz daha üretmeliyiz. Miş. Ananem öyle anladı olayı yani. Sonuçta baktı saate, sonra bir daha baktı. Zamanda atlama yaşamış olmamız ihtimalini beğenmeyip eledi ve 1 saatimizin kayıp olduğuna kanaat getirdi. Gitti bir saat. Kim vericek şimdi ananemin kayıp bir saatinin hesabını. Kadın haklı bi yerde. Yetmezmiş gibi bir de düzenimiz değişti. Herşeyi bir saat ileri alarak bir saat kaybettirilmek bize bir saatten daha çok şey kaybettirdi. Hayır yani madem bir saat alıcan ileri, parça parça al. Sindire sindire. Ne öyle bir anda lööök diye dayatıyon ki bir saat daha az uyuyup uyanmayı ertesi güne. Ananem çalışmasından, üretkenliğinden kaybedio, ben de uykumdan. Ananem artık daha çok çalışmalı, ben de daha çok uyumalıyım açığı kapatmak için. İyi olmuş aslında be. Böyle diyince hoşuma gitti bak. Ama ananemi üzmeyelim b...

__________________

Geçen hafta arkadaşlarımla taksime gittim. Bir şeyler yiyecektik. Galatasaray Lisesi'ne doğru yürümeye başladık. Kararsızlık baya yürüttü bizi. Güzel de oldu aslında. Onları gördüm çünkü. O kalabalıkta özgürce istediklerini yapanları. Sevdikleri şeyi... Tutkularını... Yaşları sorun değil onlar için. Diğer insanlardan utanmıyorlar ve çocuk gördülermi mutlu oluyorlar. Birbirlerini sevmedikleri belli. Biri sokağın başında diğeri sonunda... Belli ki birbirleriyle değil başka çocuklarla oynamak istiyorlar. Kiminin elinde ışıklı , kiminin elinde uçan , kiminin elinde dönen... Herkes onların aslında oyuncak sattığını söylese de onlar ne biliyor musunuz? Onlar oyuncaklarından kopamamış büyükler. Her akşam sokağa çıkıp oynamaya devam ediyorlar.

000

Karanlık ilk defa kendini gösterdi. Küçük siyah parçalar zaten vardı hayatında ama hiç bu kadar siyahı bir arada görmemişti daha önce. Işık hiç bu kadar yok olup o perdelediği pürüssüz karanlığı apaçık etmemişti o ana kadar. Hiçbir şeyin hiçbir şeyden farkının kalmadığı, o sonsuz kara çok etkiledi kendisini. Her şeyin özüne, birleştiği, aynı ve bir olduğu yere, herşeyin çıkışına tanıklık ettiğini düşündü. Kırmızı da buradan düş fırçası da buradan geliyordu. Hatta emindi ki o hiç sevmediği komşu çocuğu da buralarda bir yerlerdeydi. İyi-kötü, siyah-beyaz yanyanaydı burda. Hepsi ortak bir değerde birleşmişti. Karanlıkta... Yani bu karanlık şimdi iyimiydi kötü müydü peki. Kırmızıyı sevdiğinden daha çok komşu çocuğundan nefret ettiğini düşündü. Sinirlendi. Az önce kendisine inanılmaz şeyler yaşatan bu karanlıktan nefret etti bir anda. Elini cebine attı ve o bir bütün büyük karanlığın bir parçasını avucuna alıp kalanından ayırdı. Avucundaki zippoyu ateşledi. Küçük bir karanlık parçası şimdi...

Çokta şeyetmemek, kurcalamamak lazım..

A: Anıların sahiplerinin hatırlamadığı hatıraların varlığını kanıtlayan tek şey ... A: Noktalı yere bir şey gelmeli, ama ne ? A: Oraya bir şey koysak güzel olacak bak blogta kullanırım ben bunu. :D B: :D Yolda düşünürüm ben bunu yazarsın sonra. :P A: Koteyşın mark’a koyar yazarım valla ya. Koteyşın kritik plejırizmden 3 yıl yemeyelim sonra. :D B: :D Sen de haklısın. A: Çileklerdir olsun mu? A: Anıların sahiplerinin hatırlamadığı hatıraların varlığını kanıtlayan tek şey çileklerdir. A: Çilektir tabi, çoğul olmaz. A: Ya da olur lan nolcak ki sanki. B: Anıların sahiplerinin hatırlamadığı hatıraların... B: Sanki burada bir sorun var. A: Sadece “sahiplerinin hatırlamadığı” deyince sanki anlaması zor olacak gibi geldi. Aynı kelimeyi kullanmakta istemedim iki kere, ondan. A: Ama dediğin doğru ya. A: Sahiplerinin hatırlamadığı hatıraların varlığını kanıtlayan tek şey çileklerdir. A: “Hatırlamak ... hatıra” daha ayrık olmali ordaki ses bence. A: Sahiplerinin hatırlamadığı anıla...

****

Hiçbir şey tükenmedi. Aslında herşey eskiden olduğu gibi hala daha var. Sadece ufalandılar. Küçük küçük parçalandılar ve birbirlerine karıştılar. Artık bir arada, yan yana görmek imkansız aynı olanları. En ufak halleriyle herşey heryerde ve herşeyde. Birbirlerinin içinde hepsi. Büyük gruplar halinde alıp küçük parçalar halinde birbirlerine kattılar. Küçücük silisyumlarla plastikler yan yana bilgisayarlarda, reçine ve karbon lifleri uçaklarda, aliminyumla pudra deodorantlarda... Artık bir parça demir sadece demir olarak bulunamıyor. Herşey birbirinin yardımıyla güçlendirildi iyileştirildi. Ama herşey tükendi. Geri dönüşüm üretimle aynı hızda gelişemedi. Madenler bitti. Hiçbir şey saf değil. Teknoloji artık gelişmiyor. Var olan ise bozulmaya başladı. Tüketicilerin kısa zamanda yenisini almalarını stratejileyerek kısa ömürlü ürünler piyasaya süren üreticiler kendilerini vurdular. Temel sorun açlık . Protein katılmış gıdalar, tat katılmış gıdalar, boya ve biçim katılmış gıdala...

qwert

Evdeki herşey yavaş yavaş tükeniyor. Kimsenin ev ihtiyaçlarını gideresi de yok hani. Malum tatile giriyoruz birkaç zamana. ''Şimdi ne gerek var, az idare edelim tatilden sonra alırız'' kafaları. Tamam iyi güzel de yani herşeyin bir boyutu var. Di mi... Sabun bitti önce. Her ne kadar biteceğini öngörüp daha şişenin yarısında sulandırmaya başlasakta bitti işte. Nankör sabun. Sen o kadar hayatta kalması, devam etmesi için çaba göster gelsin yine de bitsin. Neyse biz de duş jellerine geçtik tabi sabunun içimizde açtığı derin yarayı, yaptığı ayıbı anında unutup. Onlar da bitti. Ayıp üstüne ayıp. Ama allah için hakkı var şimdi duş jeli için çabalamadık hiç. Sulandırmadık. Eceliyle öldü o. Kızamıyoruz o yüzden. Onurlu bi hayat sürdü diyelim. Tabi duş jeli bitince biz şampuanı da duş jeli gibi kullanmaya başladık. Şampuan da garibim pek dayanamadı hal böyle olunca. Bir şampuanın hem şampuan gibi hem duş jeli gibi kullanılması ondan çok şeyler götürür bilirsiniz. Şampuanın bit...

1..2..3..

Mavi ve yuvarlak geceler benim olsun. Bilmediğim dillerde şarkılar söylensin o gecelerde. Sallanan koltuklarla birlikte gitsin ve gelsin ritimleri. Üzümün kaderi yudumlansın. Gerek kalmasın artık hayalleri hatırlamaya, unutulsun. Herşey olağan ve sıradan. Özensiz, öyle alelade... Mecbur olmadan hiçbir şey hiçbir şeye... Ama başka türlüsü de asla olamayacakmışçasına... Konuşsak, şöyle sakin sakin. Kahkalara varmayan tebessümlerle aksa sohbet. Yumşak, ılık.  O da olsa...

I Saw a Dream

Bütün sevdiklerim toplanmış, sanki herkes tam gibi.. Yıllardır görmediğim insanlar da gelmişler.. Pek dialog yok ama. Sanki hiç kopmamışız birbirimizden gibi herşey. Film izleyecekmişiz açıkhava sinemasında ama koltuklar baya sinema koltuğu. Kapıda lokum ve kolonya verenler var. Gelenler de sanki ev gezmesine geliyorlar gibi ellerinde kekler börekler. Perdede uzun ev sohbetlerdeki arka plan gürültüsünü yapıcak olan televizyon yayınının beklentisi.. Öyle pek film için burda olunan bi hava yok. Neyse başladı film nihayet. Bir köpek var ağzında kemikle. Arkadan bir ses ''Tavuğumu yemiş''.. Sonraki sahne.. Bir kadınla bir erkek el ele yürüyorlar. Başka bi ses şimdi.. ''Bizim oğlan kız arkadaşıyla buluşacaktı'' Film değil bu gösterilenler. O anda dışarıda neler olduğu. Farklı farklı yerlerden farklı farklı çevrelerden o andakiler. Parça parça.. Bir araya gelmiş olanları izliyoruz hep birlikte. Ama bir terslik var. Bütün konuşmalar çok yaşlı. ''Biz...

Ciddi Bir Hikaye

Sıradan bi çocuktu. Ne biliim işte alelade bi çocuk ne yaparsa aynılarını yapanlardan. Zile basıp kaçmak en büyük maceralarından olan,  içinde taso var mı diye cips paketlerini bakkala yakalanmadan mıncıklamaya çalışan , simitte ebe olduğu gün hayatının en kötü günü olan, mahalle maçlarında en iyi orta saha olmaya çalışan, aynı zamanda hem en iyi forvet hem en iyi defans hem de en iyi kaleci olmaya da çalışan, bireysel emekliliğinin ve güneye inme hayallerinin peşinde olan, her akşam barlarda içip dağıtan.. sıradan bi çocuk yani. En azından o güne kadar.. Yine bu sıradan günlerinin birinde misket oynamak için (ankara havası olan değil baya bilye) kazdıkları küçük çukurlarında ten rengi, topraktan ayrı tondaki bir başparmak farkettiler. Hemen itfaiyeyi aradılar. Toprak sertti kazılmıodu. Gelen itfaiye toprağı ıslattı. Çamurlaşan ve yumşayan toprak çocukların bu baş parmağı ve onun ait olduğu adamı kazarak çıkarmalarına imkan verdi. Bir ölüyü çıkardıklarını düşündüler önce ama ...