Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Hobi

1 hafta hobi aradım kendime. İşsizliğim artık hat safhada. Fakat ne denediysem sevmedim. Çoğu zaman da sinirlendim. İnsan çok işsiz olunca beceremediğinde bok atması kolay oluyor. Nasıl olsa vaktim var, bir diğerine de bakayım yaklaşımı ‘sen git diğeri gelsin’ gibi pis bir noktada ayrılıklar yaşatıyor çoğuyla. Şu an birçok hobiyle aram bozuk durumda haliyle. Yüz yüze bakamaz olduk. Futbol, basketbol gibi şeyleri bir kere direk geçtim zaten. Çok mainstream. Hiç havalı değil. Hayır bir de herkes herşeyini biliyor bunların. Yükselmek imkansız bu branşlarda. Kendimi kısa sürede belli edebileceğim şeyler bulmalıyım. ‘Bak bunları bunları biliyorum ben’ demeye kalmadan, daha ‘bununla ilgileniyorum’ dedim mi ilgi uyandırabilecek bir şey lazım bana. Çevremde de hep düz insanlar. Aman allahım görseniz. Akıl veren, elimden tutan yok. ‘E abi maç seyret’le ‘Aman çok sıkılıyorsan seni de altın günlerimize yazalım, kah kah kah’lar arasında gidip geliyorum. Bir kişi de çıkıp demiyor ki gel se...

Maç

Köftecide oturuyoruz. Değişik bir yer. Beyaz üzerine yatay ve düşey kırmızı şeritleri olan, üzerinde italyan makarnaları dışında bir şeyin yenemeyeceğini düşündüren yemek masası örtülerinin üzerine lavaş açmış durumdayız. Hemen solumuzda ‘Halka yol gesteren özgürlük’ tablosunun ilmek ilmek üzerine işlendiği bir halı, asılı olduğu duvarda şark köşesi esintileri yaratıyor. Kafalar biraz karışık belli ki. Yemek beklerken futboldan sohbet açıyor bizimkiler. Hiç sevmem. Bir de tutturmuşlar akşam maça gidelim diye. Hayır maç da maç olsa. Bilmemne spor ve bilmemne gücü maçı. Yerel butik takımlar... Gelmiş olan çişim için çok güzel bir zamanlama. Sıkıldığım sohbetten bir kaçış oldu, gideyim de işeyim diyorum. Masaya dödüğümde muhabbet ‘hadi maça’ya gelmişti. Kalktık hesabı ödeyip stadyuma doğru yola koyulduk. Bizimkilerde bir heyecan. Yol boyu önce kimi tutacaklarına karar verdiler, sonra o son 1 saatte tutmaya karar verdikleri ve daha adını zor hatırladıkları bilmemne gücünün holiganı ol...

Profil Fotoğrafı

Bak yine kötü çıkmış işte. Bir kere düzgün çıkmıyor, zaten bir tanesi düzgün çıksa profil fotoğrafım olacak. Bıktım yıllardır o mavi fondaki beyaz silüet kafayı kullanmaktan. Gerçi bende de tip yok şimdi nesine güzel çıkmasını bekliyorsam. Ama hani olur ya bi denk gelir bir şey olur, apparatusun eli değer de hani olmadık bir güzellik görünüverir yüzünde, ya lenste toz vardır ya odaklayamamışsındır ne bileyim yani... Ne instagram filtreleri ne de yüz güzelliği çekimleri, hiç bir türlü mü olmaz arkadaş. Bir tek fotoğrafçılar bu tipten elle tutulur bir şey çıkartabiliyor. Görselimi ekrana yatırıp neşteri alıyorlar ele. Şöyle bir boynu uzatalım diyorlar önce, sonra sağ göz kapalı sol gözü ters çevirip onun yerine yapıştıralım diyorlar, omuzlar bir dikleşsin diyorlar, cilt hafif açılsın diyorlar... Diyorlar da diyorlar. Anestezisiz onca operasyondan sonra ancak 24’lük, 36’lık bastırılmaya değecek biri haline gelebiliyorum. Photoshopsuz bir hiçim. Gerçi fotoğrafçıya da şu fazla düz, resmi e...

Pasta

Bu sene doğum günü pastamı basketbol sahalı istedim. Geçen sene futbol sahalıydı. Futbolu sevdiğimden değil, geçen sene aynı pastane basketbol sahalı yapamıyordu. Ondan önceki senelerde zaten tematik hiçbir şey yapamıyordu. Frambuazlı veya muzlu gibi içeriğini adından belli eden klişe isimli düz pastalar vardı bir tek. Geçen sene futbolluya kanaat etmeden önce basketbollusunu sormuştum fakat yine de. Bu sene öğrenmişler bak. Yoksa öyle doğum günü pastalarımda branş branş spor dallarını geziyor değilim yani bir sene futbol, bir sene basketbol... Her daim basketbol. Ama sırf kıllık olsun diye bu sene artık basketbollu pasta yapabilir düzeye erişmiş olmalarına rağmen ‘cirit atmalı pasta yapabiliyor musunuz’ diye bir önden sordum yine. Seneye de onu öğrensinler bakalım. Küçük küçük geliştiriyorum aslında adamları. Cirit atmalıdan sonra da engelli koşu öğretirim. Böyle böyle 24 seneye olimpiyatları tamamlatırım ben bunlara. Pastaneye tematik pasta yapma fikrini de ilk ben vermiştim zat...

Çorap

Akşam arkadaşlarda toplanacağız. Hızlıca hazırlanıp çıkmam lazım. Kıyafetler tamam ama çorap yok. Terlikle gitmek için de hava çok soğuk. Dur bakayım kirlileri bir eşeliyeyim dedim ama kirli sepetinin kapağını açmamla kapamam bir oldu. Gözüm yaşardı resmen. Böyle ekşi bir koku yok. Kireç döküp yakmalık olmuş. Tutup odaları tek tek dolaşmaya başladım. Şöyle televizyon seyrederken koltuğun arasına sıkıştırdığım, yatmadan önce divanın altına fırlattığım, kullanılmış fakat gözden kaçıp sepete gitmekten kurtulmuş bir çift arıyorum. Bulamadım. Sepet mecburi gibi duruyor. Ayak kokmasının yanında aynı anda hem koltuk altı hem çöp hem tuvalet de kokabilen bir çift ayak beni bekliyor anlaşılan. Gözden çıkartabileceğim bir ayakkabı giyeyim bari diye düşünürken aklıma teldeki tek çorap geldi. En son çamaşır yıkadığımda tekini bulamadığım için hiç ilişmemiştim telden almaya. Hala oradaysa diğer tekini de sepetten çıkartırım en azından bir ayağı kurtarırım planları yaptım. Teldeki hala duruyor....

Rock Bar

Aramızdan birinin doğum gününü bahane edip arkadaşlarla şöyle bir çıkalım dedik geçen gün. Ara ara ‘Abi ne işimiz var kaç yaşına geldik’ haykırışları yükselse de, toplamda 7 erkek kendimizi bir rock bar arıyorken bulduk. ‘Eski günlerdeki gibi çok eğleneceğiz’i işaret eden esprileri eksik kahkahalar uçuşuyor havada. Suratlarda sebepsiz tebessümler var. Genç olmaya çalışan ve umut da vadeden bir ekibiz, ne yalan söyleyeyim seviyorum kerataları. Zamanında her hafta yoklama verdiğimiz güzide barımıza gidelim dedik. Nerde kaldıysak ordan devam etsin isterdik, ama bar kapanmış. Şaşkınlık kısa zamanda yerini saçma bir yas sürecine bıraktı. ‘Biz daha ölmedik, hala genciz ve genç olmanın gerektirdiği gibi davranıyoruz’ edalarında, doğum günü pastası için aldığımız mumları kapanmış mekanın girişine iyi dileklerimizle diktik. Yüksek desibelli gülüşlerimizle yas ritüelimizi tamamladıktan sonra, o bizim için çok özel rock barımıza veda ettik. Başka bir rock bar bulmamız bir yarım saatimizi...

Hastalık

Yine hastayım. Geçmek bilmedi bir lanet. Hasta olmak zaten kötü. Yazın hasta olmak hepten kötü. Tamam şimdi okul zamanı falan bazen sınavlara rapor aldırıp hayat kurtardığı da oluyor, ama kaytarabileceğin bir iş, okul, ders yokken çok büyük bir saçmalık. Akıl karı değil yani hiç. Şu güzel havalarda kapandım eve öyle bir köşede hastalığımın geçmesini bekliyorum. Başta boğaz ağrısıydı, sonra öksürük oldu, şimdi nezleye döndü. Bir mikrop var, sırayla bütün vücudumu dolaşıyor belli ki. Mekan beğenemedi kendine. Dursa bir yerde kıstıracağım köşeye ama işte öksürük ilacı kullanmaya başladığımda çoktan nezleye çevirmişti bile. Ben yine de öksürük şurubumu kesmedim, bu gezmeler sırasında tekrar sıra oksürüğe geldiğinde yakalayacağım onu. Yaklaşık iki hafta kadar önce saçma sapan bir ateşle başladı her şey. Ağrı kesici alır hallederim dedim, ama ertesi gününü neredeyse es geçip sonraki güne uyanacaktım. Yataktan kalkamadım resmen. Bana kalsa bu durumda doktora giderim, o da antibiyotik ve...